|
|
 |
 |
Okunma |
|
656
|
Devinim
"Leandros`un, tutkusu uğruna o soğuk ve dalgalı denize verdiği körpe bir hayat...Düşünülür müydü hiç böyle son bulacağı? Sorgularım bazen kendi kendimi.(Gülerek devam etti adam, aklına birşey gelmiş olsa gerek.) İhtiyarlıkta düşünecek çok zaman olduğ kesin (diye devam etti, küçük bir tebessümle sonra kaşlarını biraz çatıp.)Yüreğimden gelen, hayata karşı asileşen o ruhumdaki yansımalar, nasıl da tükeniverdi birer birer. İyi yada kötü doğru yada yanlış.Uygularken önemi yok gibi görünüyor lakin zamanda açtığı yaralar derin. Ben de biliyorum birşeyleri doğru düzgün anlatamadığımı. Hassas derin ve kararsız bu cümleler..." diyerek bitirmişti sözlerini ihtiyar. "Şüphesiz." dedim kendi kendime, gülümseyerek arkasından."Şüphesiz..." Masanın hemen önünde duruyordum, o bu fani şeyleri karalarken.Ne varlığımdan haberdardı ne düşüncelerimden. Dalgın gözlerle iskemleye dayadı sırtını. Çelişkilerden kendini alamıyor gibi bir hali vardı doğrusu.Derken beni gördü. "Sen!!"diye kekeledi şaşırarak. Şaşkınlığını belli etmemeye çalışıyordu ama nafile. Oyun oynuyordu benimle besbelli, diğerlerinin de oynadığı gibi. "Evet ben" dedim umursamazca. "Deminden beri burdayım, fark etmedin mi?" "Ne yazıyorsun?"diye sordum, yazdıklarını okumak için başımı eğerek. "Hiç" dedi gözlerini kaçırıp. "Hiç haa? Bir kelime bu, dedim kelimelerin en asili...(yüzüne yaklaşak)... ve en düzenbazı..." Takati kalmamıştı ihtiyarın benimle uğraşmaya, kötü biri olmadığımı düşünüyordum oysa. Gülerek elimi uzattım ona içten. Zaten kinim olamazdı bu ihtiyara.Üzerime düşen ne varsa yapmam gerekiyordu sadece. Pencerede yağmur hafifçe çiselemeye başladı. İhtiyara yatağına kadar eşlik ettim. Bu eski oda hastalığın kokusunu getirdi burnuma. Bir aralık günü sanki canlı canlı çürüyor gibiydi bu adam. Saat sabahın üçü. İhtiyar sanki binlerce bıçak ona saplanıyormuş gibi inliyor odada. Gece karanlık ve bir tek ihtiyarın sesi hakim bu koskoca şehre. Kaynağını çürümüş umutlardan alan bu nehirde, ihtiyar akıntıya karşı ters yüzüyor... Dedim ne tuhaf. İhtiyarın yatağına doğru yaklaştım. Mağrur mavi gözleriyle bana baktı. Nedendir bilmem, gözlerimi kaçırdım bir müddet, sonra ihtiyara baktım. Memnundu sanki benim gelmemden. Bir tebessüm kapladı yüzünü. Bundan cesaret alarak elini tuttum. Razı gibiydi bunu yapmama. "Sandığın kadar zor değil." dedim. Gözleri doldu ihtiyarın... Uzun bir zaman odada kalakaldık onunla. Oda kapısının arkasındaydık,gizliydik biz diğerlerine karşı.Sonra odadan çıkıp kapıyı kapattım. Açtığım kapıdan bakılınca görünmüyordu ihtiyar. Çok fazla kapıdan uzaklaşmadan oturdum bir iskemleye.Ellerimi kavuşturdum, bir güven vardı içimde, gülümsüyordum. Aradan çok geçmeden kapının tokmağı gıcırdayarak dönmeye başladı... Bedeninden ayrı hareket etmeye başladığında, bunu idrak etmekte zorlanan her ruh gibi o da cesedinin başında kalmıştı uzun bir müddet, şüphesiz. Ve kapıya doğru başımı çevirdiğimde, kapıdan ürkek bir delikanlının çıktığını gördüm. Gençliğin verdiği görkemiyle bu adam; kim olduğunu biliyorsunuz...
|